Dini Çeşitlilikten Modern Popülariteye Balat

Dini Çeşitlilikten Modern Popülariteye Balat

Son zamanlarda sosyal medyanın da gücüyle daha da popüler olan Balat’ın geçmişini hiç merak ettiniz mi?

Cevabınız evetse; Balat sizleri altında çok derin bir tarih, sanat ve hoş görünün yattığı keyifli bir yolculuğa çıkaracak.

Bu gezim diğer Balat gezilerimden biraz daha farklı oldu. Çünkü sevgili rehber arkadaşım Tolga Temel ile birlikte arşınladık bu kez Balat sokaklarını. Tabi bir rehberle gezince sadece gezmiyorsunuz, bir sürü bilgi de öğreniyorsunuz. Balat ismi palation kelimesinden türemiş ve “saray” anlamına geliyor. Bizanslılar buraya saray kompleksi yaptıkları için bu bu şekilde anılmış.

Rotamızın başlangıç noktası, hayranlıkla saatlerce izleyebileceğiniz zarif bir güzelliği olan Kariye Müzesi’ydi. Bizans tarihi açısından Ayasofya’dan sonra gelen en önemli yerlerden olan bu müzenin diğerlerinden farkı, anlatılanların Hz. İsa’nın doğumu ile değil, Bakire Meryem’in doğumu ve öncesi ile başlamasıdır. Bir diğer özelliği ise Rönesans döneminin İtalya’da değil, burada başladığı bilgisidir. Genel olarak kabul görmüş bir bilgi olmasa da Rönesans’a öncülük ettiğinin tartışılması bile sanat tarihi açısından önemini gözler önüne serer.

Tekfur sarayına doğru yürürken Ortodoksluk ve Katoliklik konuları üzerine koyu bir sohbete dalınca kendimi o dönemlere ait hissettim. Bu parkurda o kadar çok dini farklılık karşımıza çıkıyor ki; örneğin Yahudi sinagogları olan Ahrida ve Yanbol, Ermenilere ait olan Surp Hreşdagabet, Bulgarlara ait olan Sveti Stefan, Müslümanlara ait olan onlarca cami. Bu kiliseleri ziyaret edip, dini farklılıkları konuşunca ortaya çıkan ortak bir düşünce, dini ve Sosyal Hoşgörünün önemi oluyor. Eminim ki böyle bir gezinin sonunda özümseyerek gezenler bu konuda daha derin düşünüyor olacaklar.

Tekfur sarayı tüm görkemi ile karşılıyor insanı. Buranın aslında büyük saray kompleksinin oldukça küçük bir parçası olduğunu düşününce Bizans’ın ihtişamı hayal gücümü zorladı. Girişinin ücretsiz olması, çini sanatında çok önemli bir yere sahip olan bu yeri mutlaka görmenizi teşvik ediyor.

Balat denilince akla ilk gelen renkli evler ve tabi ki Merdivenli Yokuş – Fener evleridir. Buraya ulaşmak için biraz yokuş çıkmanız gerekse bile asla pişman olmuyorsunuz. Sizi kendine hayran bırakan bu evlerin önünde fotoğraf çekmek isterseniz, sosyal medya etkisiyle fazlasıyla rağbet gördüğünden biraz sıra beklemeniz gerekebiliyor.

Rengârenk evler demişken Kiremit Caddesi’ndeki evleri de unutmuyoruz.

Balat bölgesi sadece renkli evleriyle değil, ünlü dizilere konu olan tuğla evleriyle de fazlasıyla meşhur bir yer. Cennet Mahallesi’nden Pembe ablamızın evinin de yer aldığı Cennet Mahallesi – Fener Külhanı Sokağını da görmeden geçemiyoruz. Sokaklarda dolaşırken filmlere konu olacak kadar meşhur olmasına hiç de şaşırmıyoruz.

Balat’ta gittiğinizde, yokuşun yukarısından fotoğraf çektiğinizde bir gemi görüntüsü veren Gemi Evi de görmeden geçmeyin. İnsan olmadan çekmek isterseniz benim gibi baya beklemeniz gerekebilir.

Tekrar dik bir yokuş çıkarak Fener Rum Lisesine doğru yürüdüğünüzde, Bizans döneminden kalma, İstanbul’u fetheden Fatih Sultan Mehmet fermanıyla camiye çevrilmeyerek korunan Meryem Ana Kanlı Kilisesine ulaşıyorsunuz. Ancak kapalı olduğu için biz ziyaret edemedik. Umarım sizin şansınız yaver gider ve içeri girip, korunan fermanı bile görebilirsiniz.

Birçok kişi etiket yaparken buranın ismini “Rum Patrikhanesi” diye yapıyor, Google da düzeltmiyor. Ancak burasının doğru ismi Özel Fener Rum Lisesi ve Ortaokulu’dur. O kadar ilginç ve hayranlık uyandıran detayları var ki, benim gibi şanslıysanız bunları anlatacak birileriyle dolaşabilirsiniz.

Aşağı doğru inerken, fotoğraf çekmeyi sevenlerin uğrak yeri haline gelmiş, renkli merdivenleri ve şemsiyeleriyle dikkat çeken İncir Ağacı Kahvesi ve Balat Antik Kafe’ye uğrayabilirsiniz.

Ortodokslar için önemli bir merkez olan Patrikhane’de akşam ayini izleme şansınız olursa Patrik Bartolomeo’yu da görmeniz mümkün olacaktır. Herhangi bir kısıtlama uygulanmadığı takdirde, saat 16:00’a kadar içeriye girmeniz mümkün.

Ağrıyan ayaklarım artık dinlenmem gerektiğini hatırlatsa da gördüğüm renkli kapının önünde fotoğraf çekinmek için son gücümü de harcadım. Ancak köşede yer alan Nest Cafe’de etrafa bakınırken göz göze geldiğim Elif’in tatlı gülümsemesiyle kendime geldim. Harika müzikleri, sıcacık bir ortamı olan bu otantik kafeye kumda kahve içmek içip dinlenmek için oturduk. Tabi gelmişken meşhur bazlama tostunu deneyebilir ve Vural’ın yaptığı o müthiş el yapımı limonatadan içebilirsiniz.

Nostaljik ortamı, lezzetli mezeleri ile meyhane kültürünü sevenlerin mutlaka ziyaret etmesi gereken meşhur Agora Meyhanesi de burada yer alıyor. Meyhane ve meze demişken, bir diğer yazımda da bu konuya değinmeye ne dersiniz?

Gezmek güzel şey ancak bu sokaklarda gezinirken bakmak ile görmek arasındaki farkı daha iyi anlayacaksınız. Geçmişle bugün arasında köprü oluşturan Ayvansaray-Fener-Balat parkuru ruhunuzda daha önce hiç karşılaşmadığınız bir tat bırakacaktır. Özetle;

Sadece bakmayın, görün hatta hissedin işte o zaman bu muhteşem tarihi gözlerinizde canlandırabileceksiniz.

İstanbul evim, Balat ise evimin bahçesidir benim…

Yorum Yok

Yorum Gönder