Adım Adım Gezilecek Yerler’in Yeni Durağı: Gaziantep

Adım Adım Gezilecek Yerler’in Yeni Durağı: Gaziantep

Eğer bu yazıya düştüyseniz karnınız acıkmış demektir. Hadi itiraf edin, konu Gaziantep ise; canınız kebap ya da baklava çekmiştir. 🙂 Çekinmenize hiç gerek yok. Bu şehir söz konusu olduğunda, akla gelen ilk şey yemek oluyor, yani demem o ki gayet normal bir durum. Fakat ben size yalnızca karnınızın değil, gözünüzün ve ruhunuzun da doyacağı bir Gaziantep turu vaat ediyorum. Anadolu’nun her bir karışı kendine has özellikleri ile ön plana çıkarken Güneydoğu Anadolu’dan da Gaziantep bize göz kırpıyor. Hadi, rahat kıyafetlerinizi ve yürüyüş ayakkabılarınızı giyinin. Bu eşsiz çağrıya icabet edelim ve 4 gün içinde yemesiyle, içmesiyle, tarihi ve kültürüyle bu şehirde 35 yer gezelim.

 

                                                               1.Gün

    Rotayı, şehir merkezine uzak mesafeden başlatmak ve yavaş yavaş içe doğru ilerlemek daha keyifli olur diye düşündük. Böylelikle şehrin özüne doğru ağır adımlarla bir yolculuk gerçekleştirmiş oluruz. Tanıyarak, dokunarak, tadarak ve özümseyerek… İşte şimdi bu doğrultuda ilk durağımız, merkeze yaklaşık bir buçuk saatlik mesafede olan Yesemek Açık Hava Müzesi. 

1-Yesemek Açık Hava Müzesi

Yesemek Açık Hava Müzesi 1890 yılında, Alman Doğu Araştırmaları Kurumu tarafından bölgede gerçekleştirilen kazılar esnasında keşfedilmiş, dolayısıyla büyük bir sürpriz olmuş. Belki de koca bir tarihin kalıntıları gün yüzüne çıkmak istemiştir… Yaklaşık yetmiş yıl sonra da ülkemizin yetkili kurumları buradaki araştırmaları derinleştirmiş ve tarihe ışık tutan, hem ilginç hem gizemli bu yeri turizme kazandırmış. Burası ile ilgili pek çok bilgi var, fakat bence en çarpıcı olanı; Yesemek Taş Ocağı’nın ve Heykel Atölyesi’nin aslında başlanmış ama bitirilememiş bir Hitit başkentine ait olması! Öyle ki, buranın başkent Hattutaş’tan bile daha büyük olduğu söyleniyor. 2012 yılında, UNESCO Dünya Mirasları Geçici Listesi’ne eklenen bu müzedeki heykellerin yerinin hiç değiştirilmemiş olması da hayli dikkat çekici. Dikkat çektiği kadar sevindiren bir diğer husus da şu ki; maddeye büründürülmüş bu koca tarihi gezmek tamamen  ücretsiz! Keyfini çıkarın.

2-Tilmen Höyük 

Tilmen Höyük, İslahiye ilçesinin 10 km. doğusunda ve şehir merkezinin 85 km. uzağında yer alıyor. Tilmen, bölgede bulunan en büyük höyüklerden biri. Ayrıca tarihi de pek kadim, çünkü burada yapılan arkeolojik kazılar sonucunda dört farklı dönem katmanına rastlanmış. Bunlar; Erken Tunç, Orta Tunç, Demir Çağı ve Roma-Bizans ile İslâmî Dönem kalıntıları.

Höyükte yerleşimin M.Ö IV. yüzyılda başladığı ve M.Ö III. yüzyıl sonlarında da büyük bir kent halini aldığı bildiriliyor. Kentin en parlak döneminin ise M.Ö XVIII-XV. yüzyılları arasında yaşandığı da yine söylenenler arasında.. Tilmen Höyüğü, Anadolu coğrafyasında Hattuşaş’tan sonra en görkemli şehirlerden biri olarak gösteriliyor. Höyüğün kuzeydoğusunda 17 basamak ve rampayla çıkılan 8 metre yüksekliğinde yuvarlak kuleler bulunmuş. Şehir bu iç ve dış kalelerden oluşuyor. Kentin asıl giriş kapısı doğuda ve burası her iki yana da konuşlandırılmış vaziyette kapı aslanlarıyla korumaya alınmış. Bu devasa şehir, söz konusu zenginliği sebebiyle arkeolojik park haline getirilerek turizme açılmış.

3-Zincirli Höyük

Burası İslahiye ilçesinin 10 km. Kuzeyinde yer alıyor, şehir merkezine mesafesi ise 90 km. Geç Hitit Dönemi’nin en önde gelen metropollerinden biri olan ve kraliyet merkezi olarak bilinen bu bölgenin antik adı Sam’al. Yapılan araştırmalara göre burada yaşayan halkın çoğu arâmî kökenli imiş. Mevcut yazıtlardan ulaşılan bilgiler ışığında, buradaki kralların bazısının Hitit-Luvi adlarını, bazısının ise Arâmî adlarını kullandığını söylemek mümkün. Kentin etrafı ilk kez M.Ö. 1300’lü yıllarda surlarla çevrilmiş. Savunmayı güçlü tutmak için o dönem şartlarında nasıl yapıldığı hayli merak konusu olan bir diğer sur da, ilkini çevreleyecek şekilde yapılmış. Yani kentin çevresi iç içe geçmiş iki çember surdan oluşmakta. İnşa bitti mi? Ne mümkün! Kentin tam merkezine bir kale, kalenin içine de bir saray inşa edilmiş. Daha sonra M.Ö. 10. Ve –9. yüzyıllar arasında iki yeni saray daha buraya konumlandırılmış. Bölgede yapılan kazı çalışmalarında birçok heykel bulunmuş fakat bunların yanında Geç Hitit sanatının en güzel örneklerinden sayılabilecek çok sayıda süslü kabartma, stel ve ortostat da keşfedilmiş. Topraklarımız dehşet verici derecede tarihsel berekete sahip ve inanın her bir karışı görülmeye değer!

4-Hz.Ukkaşe Hazretleri

Nurdağı’nda bulunan ziyaret, Gaziantep istikametinde 2 km. yol aldıktan sonra, sağa dönüş yolu üzerinde ve yaklaşık 17 km. mesafe uzaklıkta yer alıyor.

Dünyadayken cennetle müjdelenen ve Hz. Muhammed’in peygamberlik mührünü görüp onu öpen tek sahabe Hz. Ukkaşe(r.a.)’nin türbesinin olduğu bu noktaya geldiğinizde, inancınız doğrultusunda gerçekleşen o huzurlu ürpermeyi tabiri caizse damarlarınızda hissediyorsunuz. Ukkaşe hazretlerinin, peygamberlik mührünü görmesi tam manasıyla Allah’ın bir lütfu olarak değerlendirilebilir. İnsana lütuf olduğunu düşündüren hadise şu şekilde gerçekleşiyor. Bir gün Ukkaşe Hazretleri peygamber efendimize, Ya Resulullah, Uhud Savaşı’nda bana kırbaçla vurmuştunuz. Hakkımı ancak kısasla ödeşmek isterim, der. Hz. Muhammed(s.a.v.) elindeki kırbacı doğrudan Hz. Ukkaşe’ye uzatır ve sırtına vurmasını söyler. Ukkaşe Hazretleri, peygamberin kendisine sırtı çıplakken vurduğunu hatırlatır bunun üzerine peygamber sırtını açar, tam bu sırada Ukkaşe Hazretleri mührü görür ve onu öper. Ardından da, kısastaki gayem bu idi ya Resulullah! Yoksa sizde bir hakkım var ise anamın sütü gibi helal olsun, der. Hz. Ukkaşe’nin bu denli mübarek kılınması Allah’ın ihsanından başka nedir ki? Rivayette dikkatinizi çeken bir diğer husus da peygamber efendimizin ne denli mütevazı olduğu ve hakka ne derece önem verdiği olmuştur mutlaka. İnanın, bunları tam o noktada iken düşündüğünüzde derin minnet ve çokça sevgiyi aynı anda hissediyorsunuz. 

Biz geldiğimizde restorasyon çalışmaları sürüyordu. Bu nedenle duamızı edip çıktık. Fakat buranın, ruhen bana çok farklı hissettiren bir yer olduğunu yinelemeden geçemeyeceğim…

5-25 Aralık Panorama Müzesi

   Şehir merkezine geldiğimizde aslında çok yorgundum, fakat burası beni inanılmaz heyecanlandırıyordu.  Sebebi çok açık; hem müzenin adı benim doğum tarihimle aynı hem de burası şehrin millî kimliğinin bir kanıtı niteliğindeydi. 25 Aralık…  İngilizlere karşı gösterilen Antep Savunması’nın ve Kurtuluş Savaşı’nın her anını burada gözler önüne sermişler. Müze, bu mücadelenin  99. yıldönümü olan 25.12.2020 tarihinde açılmış. Her bir köşesinin insanı anbean heyecanlandıran bu müzenin tüm alanları o kadar güzel tasarlanmış ki, tüylerin diken diken olmaması imkansız!

 Nabzımı hayli yükselten bir başka kısım ise, seslendirmeli ve bolca efektli olan balkon tarafıydı. Burada savaş anını iliklerinize kadar hissedebiliyorsunuz! Hususi olarak müze gezmeyi çok seven biri olarak, burası benim gözdelerimden biri oldu.  

6-Bişirici Kebap Yemek Zamanı

Bugün yalnızca 5 nokta gezdik, fakat mekanlar arası mesafe çok olduğundan hem yorulduk hem de karnımız acıktı. 

İşte şimdi Antep’in en can alıcı noktasına geldik! Abdullah usta sağ olsun bizi kapıda karşıladı. Masamızı da öyle bir donattı ki… Kebaplara deyim yerindeyse düştük valla! Ye ye, doyduğunu da anlamıyorsun. Sürekli biri bitiyor, diğeri geliyor. Görsel şölen ve şovlar  da harikaydı, her yerden cız cız yağın sesi, kebabın kokusu geliyordu. Ayrıca, sadece burada yiyebileceğiniz ve Abdullah ustanın tarifi olan peynirli irmik tatlısı da fevkalade lezzetliydi! Kilo almadan dönmeyeceğim kesinleşti! Daha sık adımlar atmam ve daha çok gezmem lazım 🙂 Gördüğümüz misafirperverlik ve güler yüzlü hizmetle buradan çoook mutlu ve memnun ayrıldık. Yolumuz her düştüğünde, tekrar tekrar görüşmek üzere Bişirici Kebap 🙂

   

                                                          2.Gün

  Dün yediğimiz kebapların anısı zihnimizde hep kalacak, fakat bedenimizdeki etkilerini silmek üzere bugün şehir merkezini yürüyerek arşınlayacağız. Şimdi siz de spor ayakkabılarınızı giyin, çünkü müzeler şehrinde olmak bunu gerektirir canlarım 🙂 Bugün için belirlediğimiz tam 18 uğrak noktamız var. Haydi bakalım, bir adımla başlar her şey…

7-Tahtani Cami

 Caminin hangi yılda yapıldığı bilinmiyor. Fakat çok büyük emek barındırdığı ve birçok insanın terini yuttuğu kesin. Neden mi? Çünkü cami ağaçtan yapılmış. Adı da bu yüzden Tahtalı Cami. Durun durun hayır, başlık yanlış yazılmadı. 😊 Yıllar içinde halk arasında Tahtalı, Tahtani adını almış. Bu mimariyi kesinlikle görmelisiniz, hem belki hangi yılda yapıldığına dair bir ipucu bulursunuz? 

8-Gümrük Hanı (Yaşayan Müze)

  Tahtani Cami’den sol tarafa doğru yürüyerek hemen Gümrük Hanı’na ulaşıyorsunuz. İlk iki durağımız arasındaki mesafe yok denecek kadar az 😊  

Burası yapıldığı dönemde tam bir ticaret merkezi olarak anılsa da, şimdilerde yöre halkının el emeği ürünlerinin satıldığı 18 handan bir tanesi. Yani günümüzde ticaret merkezi değil evet ama onun hâlâ bir parçası. Eğer siz de benim gibi kahveyi çok seviyorsanız, burada bir mola verebilir, ve tarihin dokusunu kahve kokusuyla birlikte içinize çekebilirsiniz. 

9-Zincirli Bedesten

  Gaziantep’te günümüze kadar gelen 3 adet bedesten bulunmakta. Bedesten, eski zamanlarda kurulan ince uzun çarşılara verilen bir isim, kökeni ise Farsça Bezist’an kelimesinden geliyor.  Bu çarşılardan ikisi; Kemikli ve Hasan Paşa Bedestenleri. Bir diğeri ise bizim geldiğimiz Zincirli Bedesten. 

 Zincirli Bedesten, 17. yüzyılda  Darendeli Hüseyin Paşa tarafından yaptırılmış ve burası halk arasında  “Kara Basamak Bedesteni” olarak bilinmekteymiş. İçinde çok fazla dükkan var. Aman diyeyim! Siz de benim gibi kendinizi kaybedebilirsiniz 😊  Ha, bir de gelmişken Prof. Doğal Taş dükkanına mutlaka uğrayın. Benden çok selam söyleyin ve kekikli çaydan içmeden oradan ayrılmayın 🙂

10- Alaüddevle Cami

  Cami, Zincirli Bedesten’in hemen karşı köşesinde bulunuyor. Halk arasında, sıkça kullanılan isimle Ali Dola Camii olarak biliniyor.

  Cami ismini, eskiden Maraş’ta hakimiyet süren Dulkadiroğlu Beyliği’nin son beyi olan Alaüddeyle’den alıyor. Caminin mimarı Armenek, ustabaşısı da Kirkor.

  Genelde hristiyan sanatında görülen, kemer içindeki küçük sütunlu pencere ve üzerinde bu kez yuvarlak formda düzenlenen pencere sistemi burada da uygulanmış. 

11-Bakırcılar Çarşısı

Bakırcılar çarşısı, Gaziantep’in ennn meşhur çarşısı. Yolunuzu kaybetseniz bile bir şekilde buraya çıkıyorsunuz. Bir yere gitmek için sürekli önünden, içinden, sağından ya da solundan geçmek zorunda kalıyorsunuz. Bakır, Gaziantep için gerçek bir simge. Çünkü bu şehrin her köşesinde çaydanlıklar, cezveler, bardaklar işleyen ustalar görebilirsiniz. Dikkatlerini dağıtmamak ve rahatsızlık vermemek koşuluyla çekim de yapabilirsiniz. Ustalar ellerindeki sanata daldıkları an deklanşöre basarsanız, sıcacık bir arşive sahip olabilirsiniz. Hediyelik seçmek için de bol çeşitli ve yeterli bir çarşı olduğunu söyleyebilirim. 

12-Almacı Pazarı

Asırlar boyu canlılığını koruyan ve Gaziantep’in gözde pazarlarından olan Almacı pazarı size yörenin yemeklerini sunma konusunda otantik ve nostaljik bir lezzet vaat ediyor. Fıstık, ceviz gibi kuruyemişler, baharatlar, neredeyse her sebze ve meyvenin kurutulmuşlarını buradan alabilirsiniz. Sadece organik atıştırmalıklar varmış gibi düşünmeyin canım, ola ki baklava için fıstık almayı düşündünüz, işte burası onun da yeri 🙂

13-Şehit Kadınlar Anıtı

Antep savunmasında, yurdunu korumak için şehit olan askerlerimiz gibi, hayatın neredeyse her alanında yüreklerini ve cesaretlerini canları pahasına ortaya koyan kadınlarımız da şehadete ermiş… Şehrin içindeki kadınlar da düşman ateşine ve top atışlarına maruz kalarak evlerinde, hastanelerde şehit olmuşlar… Savaş, malûmdur ki hiçbir zaman yalnızca cephede gerçekleşmez. Toprağın her karışında binlerce can ve bedel ödenerek gerçekleşir… Bu anıtta 83 kadınımızın isimleri yer alıyor. Bu 83 şehidimiz Boyacı Cami’nde toprağa verildiği için, anıt da caminin hemen arkasındaki şehitliğin yanına yapılmış. Onlar zaten şehadete ermişler, fakat siz yine de gittiğinizde duayı eksik etmeyin.

14-Boyacı Cami

Caminin kim tarafından ve nasıl yaptırıldığına dair çeşitli rivayetler mevcut. Bir rivayete göre Kadı Kemaleddin tarafından, bir diğer rivayete göre Boyacı Yusuf tarafından yaptırılmış. E adı üstünde, duyulan geçmiş zaman, nihayetinde kesin bir bilgi yok. 

Ki zaten burayı asıl önemli yapan özellik; dünyada eşine ender rastlanan bir minbere sahip olmasıymış. Söylenene göre; bu minber bir ray vasıtasıyla duvara gömme olarak yapılmış. Cuma günleri bu raylar çekilerek minber açılmakta, imam hutbeyi okuduktan sonra tekrar itilerek kapatılmaktaymış. Böylece yerden tasarruf edilmekteymiş. Bu nadide sistemi görmek isterseniz cuma günü uğrayın derim.

15-Millet Hanı

  Sadrazam Lala Mustafa Paşa tarafından yaptırılan bu han, başlangıçta karanlık bedesten (bedesten-i atık) olarak kullanılmış, günümüz deyimiyle bir depo gibi düzenlendiği söylenebilir. Zamanla yapılan ilavelerle bugünkü şeklini̇ almış. Tipik Osmanlı kervansarayı olmakla birlikte size bir kahve molası ve çalgı çengi sunduğunu söylemeden geçmeyeyim. 

16-Kaleoğlu Mağarası

  Burası beni oldukça şaşırttı. Size Gaziantep’te 18 adet han olduğundan bahsetmiştim. Gümrük Hanı ve Millet Hanı dışında, üçüncü olan Yeni Han’ın içinden giriliyor bu mağaraya. Kısaca Yeni Han’dan bahsedeyim, girişi atlamak olmaz. Aslında bu han hakkında kesin bir bilgi mevcut değil. Ancak 1557 tarihli ayıntab vakıf defterinde, yapının adının han-ı cedîd (Yeni Han) olarak geçmesi nedeniyle hanın bu tarihten önce yapılmış olabileceği söyleniyor. Handan mağaraya doğru ilerlerken müzik sesi duyuyorsunuz, çünkü burası şimdilerde bir mağara kafe 🙂 Çalgı çengi var, kahve içerken iki de göbek atıyorsunuz. Ohh mis valla! 🙂

17-Hamam Müzesi

  Göbeciğimi Kaleoğlu Mağarası’nda atmış olabilirim, ancak asıl şovu buraya sakladım. 

Antebin hamamları diye boşuna dememişler, hatta türküyü de boşuna yakmamışlar arkadaşlar. Gelin size Antep’in hamamları neden bu kadar meşhur ve önemli onu anlatayım biraz. 

  Antep’in hamamları, coğrafya termal sulara sahip olmadığı için yer altı kaynak sularından faydalanmak amacıyla yer altına yapılırmış. Ne hoş değerlendirme değil mi? Hamam Müzesi tam olarak Osmanlı hamam mimarisi örneği. Hamam, suyun ısısına göre üç bölümden oluşuyor; soğuk, ılık ve sıcak. Sebebi çok basit; birden bire sıcağa girmemek ve birden bire soğuğa çıkmamak için…  

 Ama Antep’in hamamlarını bu kadar önemli yapan biçimsel özelliklerinden ziyade aslında kültürel ve sosyolojik bir faaliyet alanı sunması. Çünkü şehrin insanları buralara yıkanmak için değil, sosyalleşmek ve eğlenmek için gelirmiş. Hatta sosyal statülerini dahi burada gösterebilirlermiş. Hamamlar gündüzleri kadınlara, akşamları erkeklere hizmet edermiş. Pandemiden dolayı maalesef biz bu deneyimi yaşayamadık. Bir daha gelmek için bize vesile olur bence. 

 O zaman göbek taşında ziyafet zamanı diyelim… 10 dakika molaaaaa…

18-Emine Göğüş Mutfak Müzesi

  Gaziantep binlerce yıllık geçmişiyle birçok medeniyete ev sahipliği yapmış olduğundan, gastronomi alanında hakikaten çok zenginleşmiş ve gelişmiş. Valla düşünmedim değil… Antep’ten kız alan yaşadı! Fakat düşünsenize Antep’e kız verirsek adam aç kalır sanırım. 😊 Ama hayır, buranın insanları öyle anaç ki bir iki aya kalmadan her şeyi öğretirler, kız da Antep gelini olduğunu kanıtlayacak beceriye erişir. 😊  Büyük büyük ninelerden torunlarına aktarılan bir miras var burada. Titizlikle öğretilen bir mutfak kültürü mevcut. Ayrıca her yemeğin ayrı bir hikayesi var. Özel bir incelik, maharet ve özen gerektiriyor. Tam manasıyla yemek sanatı diyebiliriz bu sebeple.

 Bu müze de tüm saydıklarıma bağlı olarak, Türkiye’nin ilk Mutfak müzesi olarak geçiyor. Türkiye’nin ilk turizm bakanlarından Ali İhsan Göğüş, doğduğu evi annesi Emine Göğüş adına müze yapılması amacıyla bağışlamış. A’dan z’ye Antep mutfağı, kültürü ve mutfak eşyalarının hangi amaçla kullanıldığı anlatılıyor. Pazartesi günleri hariç, her gün açık. Burayı görmek için müze kart geçerli.

19- Yesemek Restaurant Yemek Molası

  Gençler, onca yer dolaştık, karnınız acıkmadı mı? Valla ben çok acıktım, hem yoruldum hem de karnım zil çalıyor! E o da alıştı tabii çalgı çengiye 😊 O zaman hadi bakalım, rotamızı yöresel yemekleri çok iyi olan bir yere çeviriyoruz. Yemeklerin isimlerini tek tek yazmayacağım buraya ama ağzınızı sulandıracak bir fotoğraf ekliyorum. Afiyet olsun diyorum ve yemeğe başlıyorummm… 

20-Pişirici Kasteli

  Çok yeme diye kimse uyarmadı tabii beni. Gaziantep’e gelip yememek de neymiş. Büyük hakaret sayılır değil mi? Ama karnımın şişkinliğinden yürüyemeyen benim sevgili okurum, siz değilsiniz 🙂 Yemekten sonra en çok merak ettiğim yere gidiyorum. Ama öncesinde kısa bir bilgi vereyim;  hatta önce size bir soru yönelteyim; kastel nedir? Kastel, suyun yer altında bölümlere ayrılmasına deniliyor.  Hatırlarsanız Hamam Müzesi’ni anlatırken size termal su kaynaklarına sahip olmadıklarını söylemiştim. Bunun için bulunan en ufak bir su yatağındaki suyu kaybetmemek gayesiyle livaslar oluşturmuşlar. Yani su kanalları açmışlar. Sistemi daha net anlatmak gerekirse; şehir merkezinden Allaben Deresi geçmesine rağmen, evvelden beri yer altı kaynakları bakımından fakir bir şehir olmuş Gaziantep. Yer altında tarih çok da, su yok diğer bir deyişle. Zekice bir yaklaşım sergilemişler ve mevcut sular en azından buharlaşıp kaybolmasın diye, onları belirli bir merkeze toplamayı uygun görmüşler. Bunu da livaslarla sağlamışlar ve suyu bu yolla şehre dağıtmışlar. Bu yapı Anadolu coğrafyası dikkate alındığında yalnızca Gaziantep’te varmış, fakat şimdiye dek pek dikkat çekmemiş. Bu şehirde birçok kastel ve livas var, bunca çeşidin içinde en iyisi hangisi dediğimizde bize burayı söylediler. Çok ilgi çekici değil mi? 

21-Tarihî Bey Mahallesi

Şehrin merkezi yürü Allah yürü bitmedi, her bir köşesi görmeye değer yerlerden oluştuğu için insan pek ilerleyemiyor da, dura dura yürümek insanı nereye götürür ki 🙂 Nasıl bereketli bir şehir ama, maşallah gezilecek yer bitmiyor. Ama seyyah olmak biraz inat ister, pes etmek olmaz. Ufak serzenişler belki ama asla şikayet kabul etmez. Biz de buna bağlı kalarak planladığımız listeyi bozmadık. Evet biraz zor oluyor canlarım, ama pes etmek yok! 😊 Hem dayanın, az kaldı. Tarihî Bey Mahallesi’nden sonra üç yerimiz kalıyor bugünlük. 

Bey Mahallesi, aslen Selanik doğumlu Atatürk’ün Türkiye’de resmî olarak nüfusa kayıtlı olduğu mahalle. Bunu biliyor muydunuz bakiyim?

 Gaziantep’in eşsiz kahramanlıklarla dolu tarihinin ve Anadolu mimarisinin yaşatıldığı yer aslında burası. Oyuncak Müzesi, Atatürk Anı Müzesi, Etnografya Müzesi ve Hamam Müzesi de bu mahallede bulunuyor. Bu mahallenin en önemli özelliği tarihî dokusunu bozmamış olması bir yana, 20. yüzyıla kadar Müslümanlarla, azınlık Ermenilerin kapı komşusu olarak yaşamış olması. Zaten St. Mary Kilisesi’nin (Kurtuluş Cami) mahalleye çok yakın olmasıyla ve Ermenilerden kalan konaklarla bu gerçeğin kanıtlarına şahitlik etmem mümkün. Haydi o zaman, hazırsanız önce içimizdeki çocuğu çıkartmaya gidelim…

22-Gaziantep Oyun ve Oyuncak Müzesi

İnsan ne tuhaf canlı… Geçmişini, çocukluğunu hep cebinde taşıyor gibi. Anılarını hatırlatacak bir şey görür görmez cıvıl cıvıl oluyor kalpler, gözler parlıyor, gülücükler yayılıyor yüzüne. Müzeye 4 yetişkin girdik ama içerde hepimiz çocuktuk, büyümemiş gibiydik. Ben ve Burcu bir tarafa gittik, Burak bir tarafa, Mustafa da başka bir tarafa gitti. Herkes kendi çocukluğundan bir şey bulmuştu. ‘’Bu bende de vardı! Aa bunu hatırlayan var mı? Yaaa bunu ne oynardık ama? Ay ben bundan çok istemiştim ama olmamıştı.’’ Herkes bir şeyler söylüyordu…  Herkesin bir favorisi vardı. Burası Antep’te en çok etkilendiğim ve  en sevdiğim yerlerden biri oldu. Gelelim içindekilere ve tarihçesine… Oyun ve Oyuncak Müzesi, 1700’lü yıllardan beri günümüze kadar oyuncakların evrimini görebileceğiniz bir müze. İstanbul Kadıköy’de bulunan Sunay Akın’ın Oyuncak Müzesi gibi. Hatta Gaziantep’te 2013 yılında açılan bu müzenin küratörlüğünü de Sunay Akın yapmış. Ayrıca oyuncakların da eski, güzel Gaziantep evlerinden birinde sergileniyor olması müzeyi daha da görülesi hale getirmiş. Müthiş güzel parçalar var! Bambaşka şehirde doğup büyümüş biri olarak, Gaziantep’teki bir müzede çocukluğunuzla karşılaşmak istemez misiniz?

23-Atatürk Anı Müzesi

İki gaziyi buluşturan bu müze iki kısımdan oluşmakta. Atatürk Anı Müzesi’nde, Gaziantep’ten ve Gazi Mustafa Kemal’den hatıralar yer alıyor. Müzenin avlusunda, Atatürk’ün Bey Mahallesi nüfusuna kaydını gösteren nüfus cüzdan örneği ile Gaziantep’e verilen İstiklal Madalyası teşhir ediliyor. Geleneksel Antep Evi seksiyonunda Atatürk’ün Gaziantep’e geldiğinde kullandığı ve Neyir Barlas tarafından müzeye bağışlanan karyola sergileniyor. Aynı zamanda paşa mangalı, Antep kilimi, Antep el işlemeli gömlekler de ziyaretçilere sunuluyor. Mustafa Kemal Atatürk’ün nüfusa kayıtlı olduğu Bey Mahallesi’nde bulunan, Konukoğlu ailesine ait geleneksel Antep Evi, müze yapılmak üzere Gaziantep Büyükşehir Belediyesine bağışlanmış. Atatürk Anı Müzesi projesinin yapılmasıyla da restorasyon işlerine başlanmış.  Geleneksel Antep Evi’nin Atatürk Anı Müzesi’ne dönüştürülmesi aşamasında özgün plan şeması, cephe düzeni ve mekânın niteliğini oluşturan Cumhuriyet ve Antep konuları özellikle geniş bir yelpazede işlenmiş.

İkinci binanın alt katında, Antep harbinin anlatıldığı sinevizyon gösterileri ve çeşitli aktivitelerin yapıldığı seminer odası yer alıyor.  

Üst katlarda ise tarihe tanıklık eden gazeteci, yazar, bürokrat, oyuncu ve Gaziantepli isimlerle yapılan röportajlar yer alıyor.

24-Antep Kalesi

Ve ve ve! Hadi yine iyisiniz 😊 Çünkü Gaziantep’in kalbine geldik. Karşınızda tüm ihtişamıyla Antep Kalesi…

Yıllar önceydi… Çok iyi hatırlıyorum annemle gelmiştim buraya, kale beni resmen büyülemişti. O zamandan bu zamana hâlâ tüm heybetiyle dimdik ayakta duruyor. Beni Bodrum Kalesi’nden sonra en çok etkileyen kaledir burası. Hele hava karardığında ışıkları yanıyor ya, daha fazla etkiliyor beni. Surların dili olsa da konuşsa… Neler yaşandığını, nelere meydan okuduğunu ve nasıl ayakta durduğunu… 

Tarihi ile ilgili söyleyebileceklerim şunlar; bakır çağına kadar uzanan bir tarihe sahip olan kale bir höyük üzerine kurulmuş ve milattan sonra ikinci ve üçüncü yüzyıllar arasında bu bölgede  Theban adıyla bilinen bir kent varmış. Evliya Çelebi’nin Seyahatname adlı eserini okuyanlar bilirler, eserde kalenin 36 burcundan bahsediliyor. Fakat günümüzde bunların yalnızca 12 tanesini görebiliyoruz. Geri kalan 24 burcun kalenin dış surları üzerinde bulunduğu ve günümüz kadar gelemediği söyleniyor. 

 Bizans dönemini takip eden yıllarda özellikle Memlükler, Dulkadiroğulları ve Osmanlılar ihtiyaca göre kaleyi zaman zaman onarmışlar ve buna dair de onarım kitabeleri koymuşlar.

 Ayrıca kale ile ilgili iki rivayet mevcut. Bunları da sizinle paylaşmak isterim.

  Gaziantep Kalesi’nin Yapılışına Dair: Kaleyi zengin bir kadın yaptırıyormuş. Bir gün sokağa çıkmış ve yolda bir topluluğun cenaze götürüşüne rastlamış. Yanındaki uşağına dönerek, bu nedir, diye sormuş. Uşak, efendim insanlar bir gün gelir ölürler, ölülerini de böyle tabut içinde taşıyarak mezarlığa götürür ve toprağa gömerler. Gördüğünüz tabutun içinde dün bizim gibi canlı olan bir insan cesedi var,  demiş. Bunun üzerine zengin kadın uşağıyla beraber geri dönmüş ve kaleyi yapan ustaları yanına çağırarak, bırakın kale yarım kalsın, ben ölümü hiç düşünmezdim, demiş. 


       Gaziantep Kalesi’nin Adına Dair: Esas adı Kala-i Füsus (Yüzük Kalesi) olan Gaziantep Kalesi’nin bu adı bir rivayete dayanmaktadır. Buna göre, kaleyi bölgenin sahibi olan bir kız yaptırıyormuş. Kalenin yapım masrafını karşılamak için çok kıymetli taşı olan bir yüzüğünü satmış. Bunun için kaleye, yüzük kalesi anlamında Kala-i Füsus adı verilmiş.

Tüm bunların yanında, kalenin içerisinde gezebileceğiz “Gaziantep Savunması ve Kahramanlık Panoraması Müzesi” yer alıyor. Galeride Antep halkının ve askerlerin İstiklal Savaşı’nda verdiği mücadele anlatılıyor. 

Hadi bakalımmm, bugünü bitirdik. İyice dinlenin e mi? Çünkü yarın kimsenin görmediği bir Antep turuna çıkacağız!

                                                             3.Gün

Günaydınnn! Hazır mıyız bakalım bugüne? Güzelce dinlendik mi, zihnimizi yeni yerler için açtık mı, fotoğraf makinemizin hafızasını kontrol ettik mi? Hava da şansımıza nasıl güzel. Baharın gelişi gibi… 

En çok merak edilen yerden başlıyoruzzz, buyrun efendim…

25-Zeugma Mozaik Müzesi 

Gaziantep Zeugma Mozaik Müzesi; turistlerin, tarih ve kültür meraklılarının en önemli noktalarından bir tanesi. 2011 yılında açılan Zeugma Müzesi, Hatay Arkeoloji Müzesi’nden sonra ikinci en büyük mozaik müzesidir. Aslında en önemli yapan şey, meşhur ‘’Çingene Kız’’ mozaiği..  Burada şöyle bir soru geliyor akıla; Dionysos mu, Çingene Kızı mı? Mozaikte görülen asma yaprakları ve üzüm salkımlarından dolayı, Dionysos müritlerinden  bir Menad’a ait olabileceği varsayılmaktadır diyor bazı kaynaklar. Ben bu konuyu biraz araştırdım elbette. Sevgili yazar Burak Ateş bu konuda detaylı harika bir yazı yazmış. Ben de bu doğrultuda şunu söyleyebiliyorum; Çingene kızı demek mürit demeye göre daha ilgi çekici gelmiş olmalı 😊Siyah bir özel odada sergilenen bu mozaikle beraber Zuegma Mozaik Müzesi benim favori listemde! İçerideki diğer eserler görülmeye değer. Ki benim favorim Savaş Tanrısı Ares! 

Buradan çıkınca, bu eserlerin asıl kaynağı olan Zeugma Antik Kenti’ne gideceğiz.

Şimdi sizin huzurunuzda, yetkililerden ve sevgili belediyemizden naçizane bir ricam olacak. Müzeden Zeugma Antik Kenti’ne ücretsiz servisler kaldırılırsa, bütünleşik bir tur için bu, ziyaretçilere harika bir kolaylık olur 🙂

26-Zeugma Antik Kent

Zeugma Antik Kenti, tarihi koklayarak seyahat yapmak isteyenleri gizemli bir dünyaya doğru götürüyor. Burası Romalılar döneminde en ihtişamlı dönemini yaşamış.  M.S. 256 yılında, Sasani Kralı I. Şapur, Zeugma’yı ele geçirerek yakıp yıkmış. Bu tarihten sonra ne yazık ki bir daha eski ihtişamına ulaşamamış. Bölgenin sadece bir bölümünde gerçekleştirilen kazılarda gün ışığına çıkarılan mozaikler, Zeugma’nın tam anlamıyla bir mozaik kenti olduğunu ortaya çıkarmakta. Kazıları sırasında ulaşılan ve bu alanda bir “dünya rekorunu” Gaziantep’e ve Türkiye’ye kazandıran bullalar (Mühür Baskı) da Belkıs/Zeugma’yı eşsiz kılan özellikler arasında gösteriliyor. Her toprağı resmen cevher ya hu, canım Gaziantep 🙂

 

27-Erenköy

Burası aslında bizim listemizde yoktu. Sevgili Gaziantep Belediyemiz ve Turizm ve Tanıtım Şube Müdürü Sayın Ayşe ERTÜRK bizleri yönlendirdiler ve sayelerinde bu güzel yeri gezme fırsatı bulduk. Belediyeye ait tekneyle ilk rotamız Erenköy’dü. 

Birecik Barajı!nın açılmasından dolayı büyük bir bölümü sular altında kalan bir köy Erenköy. Gaziantep’in Nizip ilçesine bağlı. Burayı cazip yapan; köyün 3 şerefeli cami minaresinin etrafı sularla çevrili olduğu halde, büyük bir bölümünün su üstünde hâlâ sapasağlam duruyor olması. Fotoğrafa ayrıca meraklıysanız bunu kesinlikle çekin, ilginç bir hatıra olur 😊 Köyün tepe noktasında Şeyh Mahmut (Şıh Mahmut) türbesi bulunuyormuş. Biz çıkamadık tabii köyün içine. Bir sonraki seferimizde köyleri de adımlayacağız…

28-Gümüşgün 

Bir diğer batık kent Gümüşgün. Burada, gövdesi su altında kalan ama hâlâ çatısı görünen bir okul var. Sudaki akıntının çok olmadığı, dolayısıyla suyun berrak kaldığı zamanlar da okulun gövdesi de görülebiliyormuş. Biz tekneyle fazla yaklaşamadık, uzaktan bakabildik yalnızca.

Gümüşgün, eski ismi Eneş olan ve tarihî konakları bulunan bir ermeni köyüymüş. Köy boşaltılmadan önce nüfusun büyük bölümü Selanik göçmenlerinden oluşmaktaymış. Arazilerinin Birecik barajı nedeniyle sular altında kalmasından dolayı bu güzel ve şirin köy, şimdiki terkedilmiş halini almış.

Bence burası turizme kazandırmak için çok müsait bir yer. Taş pansiyonlar yapılsa, ufak tekneler ile turlar düzenlense Gaziantep için çok yararlı olabilir. Hem de âtıl durumda böyle bir güzellik yok olmaz…

29-Kamışlı

Bana, Gaziantep’te seni en çok neresi etkiledi Tuğçe, dediklerinde Kamışlı Köyü diyorum. Buranın yapısı diğer gördüğüm 2 köyden çok farklı. Hele bir basamakları var… Kim bilir ne yaşanmışlıklar var burada, kimler yürüdü o merdivenlerde diye düşündürüyor insana. Eski bir köy olan Kamışlı’da, kesme taşlardan yapılmış ve biraz yukarıda ana kayaya oyulmuş Kaya Kilisesi ve Kaya Mezarları bulunmakta. Oraya çıkmayı çok istedim, dolaşmak içimde kaldı  fakat fazla zamanımız yoktu ve daha görecek çok da yer vardı. Ama Gaziantep’e sırf bu 3 rota için tekrar geleceğim, sözüm olsun.

30-Rumkale

Herkesin gözbebeği meşhur Rumkale… Hatırlarsınız, Urfa seyahatimizde Halfeti tekne turu ile gelmiştik buraya fakat detaylı gezememiştik. Gerçi bu kez yine detaylı gezemedik, restorasyon çalışmaları vardı. Bölgede kazılar sürdüğünden tadını almak zor oldu. Aslında her ne koşulda olursa olsun, elbette görmeye değerdi. Fakat orada görmüş olduğum, üzülerek söylüyorum ki kaba tutumdan dolayı, Kamışlı’dan geri dönsem de olurmuş bile dedim… Yine naçizane bir ricada bulunacağım, ki sizler gelip aynı şeyleri yaşamayın diye. Lütfen, bölgenin yetkilileri seyahat edenlere kibar davransınlar… Uzatmayacağım, bu güzelim şehrin yerlerini bu tür insana bağlı karanlıklarla gölgelemek istemem.

Roma ve Ortaçağ’dan kalma kalıntılar da bulunuyor bu yarımadada. Üzerinde Aziz Nerses Kilisesi, Barşavma Manastırı, eski dönem kalıntıları, hendekler ve kuyular gibi birçok eski dönem izleri var. 

Roma  İmparatorluğu Dönemi’nde Hz. İsa’nın havarilerinden Yohannes’in Rumkale’ye  yerleşip Hristiyanlığı yayması nedeniyle, bu yerleşim yeri söz konusu dinen tarihinde önemli bir yere sahip. Yohannes’in, İncil’in kopyasını Rumkale’de bir mağarada sakladığı daha sonra kopyaların buradan alınıp Beyrut’a götürüldüğü anlatılıyor.

Bugün güneşin altında onca saat seyahat ettiğimiz için pestilimiz çıktı desek yeridir. Ama çok keyif aldım gerçekten, Antep’in görmediğim bir yüzünü gördüm ve bu beni çok tatmin etti. Yarın son günümüz canlar, bugün güzelceee dinlenin ve hadi gayret, listede son beş yerimiz kaldı 🙂            

                                               

 4.Gün

31-Arkeoloji Müzesi

1944 yılında, dönemin ilk arkeologlarından Sabahat Göğüs’ün yaptığı çalışmaların meyvesi burası. 2011 yılına kadar Zeugma Antik Kenti’nden çıkarılan mozaikler burada sergileniyormuş, fakat zamanla alanın yetersiz kalması üzerine mozaikler Zeugma Mozaik Müzesi’ne taşınmış.

Gaziantep Arkeoloji Müzesi’nde, Alt Paleolitik Dönem’den Cumhuriyet Dönemi’ne kadar, birçok jeolojik dönem fosili ile kayaçlarla başlayan teşhir, şehrin doğa tarihini gözler önüne sermeye devam ediyor. Gaziantep’in Kalkolitik ve Eski Tunç Çağı’nı temsil eden bölümde, Şaraga, Gedikli, Tilmen, Zincirli gibi buluntular sergileniyor. Şimdi böyle peş peşe sıralayınca, bize çoookkk uzak tarihlerden bahsedince görüp de ne anlayacağım demeyin sakın. Bütün bunlara ev sahipliği yapan bir toprağın çocukları olarak bakmak bile yeter inanın.

32- Hayvanat Bahçesi

Burayı çok merak ediyordum, ama zamandan yana endişe duyduğum için bilerek son güne bıraktım. Vakit endişesi yaşamakta haklıydım çünkü burası 1000  dönüm arazi üzerine kurulu. Böyle bir hayvanat bahçesinden bahsediyorum 😊 Her köşesini gezsek dört beş saat sürer, düşünsenize.

Burayı da, (yine) sevgili belediyemizin bize tahsis ettiği golf araçlarıyla gezdik. Adımlarımızı kullanmadığımız için hayli zaman kaldı, hatta safari bile yaptık 😊 Evet evet, doğru duydunuz; safari! Hayvanlar, doğal ortamlarında serbest halde bulunurken insanlar gezici araçlarında onları yakından görme imkanına sahip olabiliyor 😊 Bize de bu fırsatın tadını çıkarmak düştü. 

Burası Türkiye’nin en büyük, Avrupa’nın ikinci, dünyanın da ilk dört hayvanat bahçesinden biri. Mutlaka ama mutlaka görün diyorum. Eşsiz arkadaşlar, çok güzel! Anlatabiliyor muyum? 🙂

33- Künefehan

Canlarım, burası sevgili Coşkun Yaycı’nın yeri ve aynı zamanda Gaziantep’te künefe denildiğinde akla ilk gelen mekan. Bizi kısacık zamanda öyle güzel ağırladılar ki… Resmen hem gözümüze hem gönlümüze festival yaşattılar. Coşkun, işini aşkla yapan bir insan ve herhangi bir madde görmesin, size hemen onun künefe halini getiriyor 😊 Harika değil mi? Toplamda üç malzeme ile yüz çeşit künefeye şahit olabilirsiniz. Sizi bilmem ama benim vazgeçilmezim Hanley oldu! Şerbetli tatlılar bir yana, canım Hanley bir yana dedim. Coşkun Yaycı’nın elinin lezzeti ve tecrübesi ile yarattığı tatlılar inanın tarif edilecek cinsten değil, tatmadan gelmeyin derim, nokta. 😊

34- Kurtuluş Cami

Bu cami aslında 1892 yılında Valide Meryem Kilisesi (St. Mary) adıyla yaptırılmış. Kilisenin çanı, Hirant Köşkeryan Brezilya’da yaptırmış. İlk zamanlar mimarisine uygun halde kilise amaçlı kullanılan bu yapı, daha sonraları hapishane olarak kullanılmış. Nihayetinde de camiye dönüştürülmüş. Şaşırmadık değil mi? 😊 Ama şunu belirtmeliyim, onca zamana ve el değiştirmesine rağmen özündeki ihtişamını korumuş. Tavsiye ediyorummm. Son durağımız arkadaşlar, önden buyrun…

35- Kır Kahvesi

Geçen üç günün ve bugünün yorgunluğuna artık bir kahve içilir değil mi? Burası gerçek menengiç kahvesinin adresi. Tozdan değil, hakikaten tomurcuğundan yapılıyor. Açık hava, güler yüzlü hizmet… Mis, valla ben çok sevdim burayı. Kalenin hemen altındasınız, hava güzel, kahve var, manzara harika! Bundan daha güzel bir kapanış olamazdı herhalde. 

Gaziantep’ten ayrılmadan önce, bize yardımcı olan herkese can-ı gönülden teşekkürlerimi sunuyorum. Ülkemizin kültür mirası anlamında mihenk taşlarından olan Kutlu Gaziantep’imizde gerçekleştirdiğimiz bu proje dahilinde, elini taşın altına koyarak ve büyük sorumluluklar üstlenerek, maddi manevi destek veren; başta Gaziantep Büyükşehir Belediye Başkanı Sayın Fatma ŞAHİN olmak üzere, Kültür ve Turizm Daire Başkanı Sayın Oya ALPAY’a, Doğal Hayatı Koruma ve Hayvanat Bahçesi Daire Başkanı Sayın Celal ÖZSÖYLER’e, Turizm ve Tanıtım Şube Müdürü Sayın Ayşe ERTÜRK’e, Müzeler ve Kütüphaneler Şube Müdürü Sayın Hüseyin ATEŞ’e, Arkeolog Ayşe DEMİR’e, 25 Aralık Panorama Müzesi Uzman Tarihçi İbrahim GÖKTAŞ’a, Hamam Müzesi Sorumlusu ve Rehberi Sema ÇELİK’e, Emine Göğüş Mutfak Müzesi Sorumlusu ve Rehberi Ahmet TAŞDEMİR’e, Gaziantep Oyun ve Oyuncak Müzesi ve Atatürk Anı Müzesi Sorumlusu ve Rehberi Tuncay ÇEVİK’e, Araç Tahsis Amirliği Makam Şoförü Mustafa GÜNEŞ’E, Anadolu Aslanları İş Adamları Derneği Ahmet Ercan KILIÇ’a, İpekci Otantik Gülhan VURAL BAYRAM’a, Btr Global Vip Burak ŞENGÜL’e şahsım adına çok teşekkür ediyorum.

Umarım okurken keyif almışsınızdır ve bu şehri birlikte adımlamışızdır. Bir sonraki seyahate kadar sevgiyle kalın, görüşmek üzereee.

Yorum Yok

Yorum Gönder